-->

Cinsel Terapi

 

CİNSELLİK NEDİR?

Cinsellik yaşamın doğal ve sağlıklı bir parçasıdır.Yemek, içmek, uyumak gibi fizyolojik bir gereksinimdir. Çünkü herhangi bir nedenle uzun süre cinsellik yaşanmadığında vücut bu ihtiyacı rüyalar aracılığı ile giderme yolunu seçer. Cinsellik sadece cinsel birleşme olarak değerlendirilemez. Cinsellik iki kişinin karşılıklı olarak her türlü birbirinden zevk alması durumudur. Birbirini seven, sevgili olan, iki partnerin elele tutuşması da bir cinselliktir. Zira anne ya da babamızın elini tuttuğumuzda onları da çok sevmemize rağmen aynı duyguları hissetmeyiz. Dünya Sağlık Örgütünün tanımına göre cinsellik ‘’fiziksel, duygusal, entelektüel ve sosyal yönlerin kişiliği, iletişimi ve aşkı zenginleştirici etkilerinin bileşiminden oluşur’’. Cinsel sağlık bir kişinin cinsel yaşamını zorlama olmadan mutlu ve zarar görmeden sürdürebilmesidir. Karşılıklı saygıya ve güvene dayalı cinsel yaşam kişiyi güçlendirir ve zenginleştirir. Kişi cinselliği istediği şekilde istediği kişiyle yaşamalıdır. Özgür seçimlere dayalı cinsel yakınlıklar cinsel sağlık için ön koşuldur.Cinsellik insanların, değerleri, kişilikleri, sevdikleri ve sevmedikleri şeyler ve içinde yaşadıkları toplum, aile özelliklerine göre şekillenir. Cinsellik zevk almayı ve zevk vermeyi içerir. Cinsellik temelde duyuya dayalı bir deneyimdir, sadece cinsel organları değil tüm bedeni ve aklı içerir.

CİNSELLİKTE ‘’NORMALLİK’’ ve ‘’ANORMALLİK’’

Kişi kendisine ve başkasına zarar vermediği müddetçe her türlü cinselliği normal olarak değerlendirebiliriz.

CİNSEL HAKLAR BİLDİRGESİ

Cinsellik her insanın kişiliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Cinselliğin tam

olarak gelişimi temas, mahremiyet, duygusal ifade, zevk, şefkat, aşk gibi

temel insan ihtiyaçlarının doyumuna bağlıdır. Cinsellik birey ile sosyal yapılar arasındaki etkileşim aracılığıyla oluşur. Cinselliğin tam gelişimi bireysel, kişilerarası ve toplumsal mutluluk/iyilik için temel gereklerden biridir. Cinsel haklar özgürlüğe, onura ve her bir insanoğlunun eşitliğine dayalı evrensel insan haklarıdır. Sağlık ana insan haklarından biri olduğuna göre cinsel sağlık da temel bir insan hakkı olmalıdır. Bireylerin ve toplumların cinsel sağlıklarının gelişiminin temini için aşağıdaki cinsel haklar tanınmalı, teşvik edilmeli, saygı gösterilmeli ve toplumlar tarafından savunulmalıdır. Cinsel sağlık bu cinsel hakların tanındığı, saygı duyulduğu ve uygulandığı ortamlarda mümkündür.

1. Cinsel özgürlük hakkı.Cinsel özgürlük bireylerin tüm cinsel potansiyellerini ifade etmelerine olanak verir. Ancak her çesit cinsel zorlama, istismar ve taciz yaşamın her anı ve durumunda bu özgürlüğün dışındadır.

2. Cinsel otonomi, cinsel bütünlük ve vücudunun güvenliği hakkı.Bu hak kişinin kendi kişisel ve sosyal etiği çerçevesinde kendi cinsel hayatıyla ilgili kendi kendine karar verebilme gücünü içerir. Ayrıca işkence, yaralama ve her çeşit şiddetten arınmış olarak vücudumuzu kontrol etmemize ve zevk almamıza olanak verir.

3. Cinsel mahremiyet hakkı.Bu madde başkalarının cinsel haklarına müdahale edilmediği sürece yakınlaşma konusunda bireysel karar verme ve davranma hakkını içerir.

4. Cinsel eşitlik hakkı.Cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, yaş, ırk, sosyal sınıf, din veya fiziksel ve zihinsel engel gözetilmeden hiçbir ayırıma maruz kalmama hakkıdır.

5. Cinsel zevk hakkı.Cinsel zevk, otoerotizm dahil olmak üzere, fiziksel, psikolojik, akli ve ruhsal refah kaynağıdır.

6. Duygusal cinsel ifade hakkı.Cinsel zevk erotik haz ve cinsel eylemlerden daha fazlasıdır. Bireylerin cinselliklerini iletişim, dokunma, duygusal ifade ve aşk aracılığıyla ifade etme hakları vardır.

7. Özgürce cinsellik içeren ilişki kurma hakkı.Bunun anlamı evlenme ya da evlenmeme, boşanma ve başka çeşitli sağduyulu cinsellik içeren ilişkiler kurabilme ihtimalinin olmasıdır.

8. Özgür ve sağduyulu üreme seçimi yapma hakkı.Bu madde çocuk sahibi olma veya olmamayı seçme hakkını, çocuk sayısına ve ne kadar aralıkla olacağına karar verme hakkını ve doğurganlık düzenlemeleriyle ilgili tüm tedavilere tam erişim hakkını içerir.

9. Bilimsel araştırmaya dayalı cinsel bilgi edinme hakkı.Bu hak cinsel bilginin bilimsel açıdan etik araştırmalar sonucu elde edilmiş olması ve bütün sosyal seviyelerdeki kişilere uygun şekilde yayılması gerektiğini ifade ediyor.

10. Kapsamlı cinsellik eğitimi hakkı. Bu doğumdan başlayarak yaşam boyu devam eden bir süreçtir ve bütün sosyal kurumları kapsamalıdır.

11. Cinsel sağlık bakımı hakkı.Cinsel sağlık bakımı tüm cinsel endişe, sorun ve hastalıkların engellenmesi ve tedavisinde mevcut ve ulaşılabilir olmalıdır.

10 – 15 Temmuz 2005 tarihlerinde Montreal – Kanada’da yapılan

17.Dünya Seksoloji Kongresi’nde sunulmuş ve kabul edilmiştir

• TPD web sitesinden alıntılanmıştır. (www.psikiyatri.org.tr)

CİNSELLİKLE İLGİLİ YANLIŞ BİLGİLER: (CİNSEL MİTLER)

Cinselliği  her zaman erkek başlatmalıdır. Erkekler cinsel ilişkiyi her zaman ister ve her zaman hazırdır. Tüm cinsel yakınlaşmalar orgazmla sonuçlanmalıdır. Cinsel isteğini belirten kadın hafif kadındır. Erkekler cinsel isteğini belli eden kadınları istemezler. Yaşlanma cinsel isteği ortadan kaldırır. Menopozla cinsellik biter.Kadınların cinsel isteği azdır/kadınlar cinsellik olmadan da yaşar.Uyarılmış erkekte boşalma olmazsa zararlıdır. Erken boşalmayı önlemek için dikkati başka şeylere yöneltmek gerekir. Sevişme her zaman doğal ve kendiliğinden olmalıdır. Plan yapmak sevişmeyi bozar. Sevişen iki kişi aynı anda orgazm olmalıdır. Eşler birbirini sevdikleri takdirde içgüdüsel olarak birbirlerinin nasıl zevk alacaklarını bilirler. İlişki esnasında sertleşme kaybı partnere ilginin kaybolduğunu gösterir. Olgun kadın mutlaka birleşmeyle orgazm olmalıdır. Çiftler asla birbirlerine hayır dememelidir.

KADINDA CİNSELLİK VE CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI

Kadında Cinsel İsteksizlik:

Cinsel isteksizlik aslında kadında en sık görülen cinsel işlev bozukluğu olmasına rağmen bu konuda tedavi arayışı azdır. En sık neden ‘’ kadının cinsel isteğini belirtmesi kötü bir şeydir, zaten kadınlar cinsellikten erkekler kadar zevk almazlar/almamalıdırlar, cinsel ilişkiyi başlatan kadın hafif kadındır’’ gibi yanlış inanışlardır. Bu inanışlar dolayısıyla kadına verilen rol daha çekingen durması yönündedir. Böyle olunca kadın kendi vücudunu tanımaz, nasıl zevk alacağını bilmez, cinsellikten uzaklaşır ve cinselliği sadece eşini memnun etmek için yaptığı bir görev olarak algılar. Bazen altta yatan bir depresyon, kaygı bozukluğu, gibi durumlar da cinsel isteksizliğe sebep olabilir. O yüzden cinsel isteksizlikle başvuran bir kadında cinsel terapiye başlamadan önce psikiyatrik rahatsızlıkların ekarte edilmesi gerekmektedir. Çünkü bu duruma sebep olan psikiyatrik tablo tedavi edildiğinde isteksizlik genellikle düzelir. Cinsel isteksizlik, kişinin kullandığı  ilaçlara bağlı olabilir. Cinsel isteksizliğin sebebi çift ilişkisinde yaşanan sorunlar, eşe karşı duyulan öfke, aldatma gibi nedenle olabilir. Bu gibi durumlarda tedavi cinsel terapi değil çift terapisi uygulanmasıdır. Nadiren de olsa cinsel kimlik ya da cinsel yönelimle ilgili sorunlar da kadında cinsel isteksizliğin sebebi olabilir.

Kadında Orgazm Bozukluğu:

Kadında orgazm bozukluğu da sık rastlanan cinsel fonksiyon bozukluklarındandır ve yine bu sebeple tedavi başvurusu az sayıdadır. En sık sebep kadının kendi bedenini, fizyolojisini, uyarılma noktalarını bilmemesinden kaynaklanır. Genellikle  cinsel eğitim ile kolayca düzelebilir. Bazen de cinsel ilişki esnasında kontrolünü kaybedeceği korkusu ile kişi kendisini rahat bırakamaz, konsantre olamaz bu gibi durumlarda kişilik özelliklerine yönelik bireysel terapi gerekebilir.

Vajinismus:

Kadının istemesine rağmen cinsel birleşmenin sağlanamamasıdır. Bu durum bizim ülkemizde en sık görülen kadın cinsel işlev bozukluğu olmamasına rağmen cinsel terapi polikliniklerine en sık başvuran gruptur. Sebepleri arasında, cinsellik korkusu, gebelik ve doğum korkusu, ağrı eşiğinin düşük olması, cinsel bilgi eksikliği sebebi ile vajinasının çok dar olduğu algısı yatar. Cinselliğin tabu olduğu az gelişmiş ülkelerde daha sık görülür. Tedaviye eşlerin birlikte katılması gerekir. Eğer cinsel sorun sonrası gelişmiş depresyon ve kaygı bozukluğu yoksa ilaç kullanılmaz. İlk aşama cinsel bilgilendirilme yapılır. Daha sonra kadının yalnız ve eşiyle birlikte yapacağı bazı egzersizler verilir. Çiftler düzenli gelir ve egzersizleri uygularlarsa tedavi oranı çok yüksektir. Bir kez tedavi edildikten sonra tekrarlamaz.

GEBELİK VE CİNSELLİK

Gebelikte cinselliğin devam edip etmeyeceği en çok merak edilen konulardan biridir. Bazen eşler cinsel ilişki ile çocuğa zarar verebileceği korkusundan bazen de kadının artık bir anne olmasından dolayı gebelik döneminde cinsellikten uzaklaşabilirler. Takip eden kadın doğum uzmanı düşük tehdidi ya da herhangi bir nedenle cinsel ilişkinin sakıncalı olduğunu belirtmediği müddetçe gebeliğin tüm aşamalarında cinsellik devam edebilir. Cinselliğin salt bir penis vajina birleşmesi olmadığı da dikkate alınırsa, bebeği strese sokmayacak pozisyonlar tercih edilerek cinselliğin devam etmesi eşlerin bu süreçte  birbirlerine karşı yakınlık beslemeleri ve annenin kendisini desteklenmiş ve seviliyor hissetmesinde olumlu katkıları olacaktır. Önerilen cinsel ilişki zamanının ve sıklığının gebeye bırakılmasıdır.

LOHUSALIK VE CİNSELLİK

Doğumun hemen ardından başlayan vücudun toparlanma sürecine lohusalık denir. Aynı zamanda anne kendi yeni rolüne ve kimliğine de adapte olmaya çalışıyordur. Doğumdan sonra cinselliğin ne zaman başlayacağı çok tartışılan bir konudur. Tıbbi olarak (takip eden kadın doğum uzmanı aksi bir durum belirtmediği müddetçe) kanama durduktan ve dikişler iyileştikten sonra cinsel birleşmede bulunulmasında herhangi bir sakınca yoktur. Yine cinselliğin ne şekilde ve ne sıklıkta olacağı kadın tarafından belirlenmelidir. Doğum yapan kadının en çok ihtiyacı olan şey eşi tarafından göreceği sevgi ve ilgidir. Cinsellik başladığında kadın kendisini tekrar güzel, sevilir ve cazip hissedecektir.Doğum sonrası dönemde hormonların etkisi ile kadında cinsel istek,uyarılma ve haz azalabilmektedir. Ancak cinselliğin tüm beden, akıl veduyularla yaşanan bir deneyim olduğu hatırlandığında karşılıklı sevgi veanlayışa dayalı iyi bir çift ilişkisi bu tür sorunların üstesinden gelebilecektir.Lohusalık döneminde kadının bebeğe odaklanması ve fiziksel olarak yorgun ve uykusuz hissetmesi de cinsel istekte azalmaya neden olabilir. Bu da yine iyi bir çift ilişkisi ile üstesinden gelinebilecek bir durumdur.Bazen cinsel istekte herhangi bir sorun olmamasına rağmen, hormonların etkisi ile vajinal kuruluk nedeniyle cinsel ilişki esnasında ağrı hissedilebilir. Bu da basit kayganlaştırıcılar kullanılarak çözülebilecek bir durumdur.

ERKEKTE CİNSELLİK VE CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI

Erkekte Cinsel İstek Azlığı:

Cinsel istek azlığı ile başvuran bir erkekte ilk aşamada hayatın her alanında olduğu gibi cinsellikten alınan keyfin de azaldığı depresyon ya da kaygı bozukluğu gibi psikiyatrik durumlar değerlendirilmelidir. Bazen de kullanılan bazı psikiyatrik ilaçlar, hipertansiyon ya da kalp ilaçları da isteksizlik sebebi olabilir. Diğer sebepler ise eş ilişkisinde yaşanan sorunlar, kişinin eşi dışında başka bir partnerinin daha olması, cinsel yönelim ya da kimlikle ilgili sorunlar sayılabilir.

Erken Boşalma:

Erkekte sık rastlanan bir cinsel sorun olmasına rağmen başvuru azdır. Genellikle yaşam boyudur. Bazen ürolojik hastalıklara bağlı olarak sonradan da ortaya çıkabilmektedir. Artık boşalma süresi ile ilgili kavramlar terk edilme eğilimindedir. Bunun yerine boşalma kontrolünün sağlanabilmesinden bahsedebiliriz. Ancak erken boşalma diyebilmek için kişinin düzenli cinsel ilişkisi olmalıdır. Çok seyrek aralıklarla yaşanan cinselliklerde görülen erken boşalmalar cinsel bir sorun olarak düşünülmemelidir. Tedavisinde kişinin isteğine bağlı olarak ilaçlar kullanılabilir ancak ilaç kesilince sorun devam eder, kişi ilacın yan etkilerine maruz kalmış olur. İlaçların etki mekanizması genelde penisin duyarlılığını azaltarak boşalma süresini uzattığı için cinsellikten alınan hazzı azaltırlar. Bu nedenle cinsel terapi teknikleri daha etkilidir. Cinsel terapi partneri olmayan bireylerde de uygulanabilir ancak etkisi çift olarak uygulanan cinsel terapiye göre daha azdır.

Sertleşme Bozukluğu:

Sertleşme bozukluğu diğer cinsel işlev bozukluklarından daha seyrekolarak görülmesine rağmen cinsel terapi polikliniklerine en sık başvuru sebebidir. Yaşa bağlı sertleşmenin giderek azalması ya da daha fazla uyarıya ihtiyaç duyulması olağan fizyolojik bir süreçtir. Yaşın artmasıyla birlikte sertleşme bozukluğu görülme oranı artar. Bunun altında diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, alkol ve sigara kullanımı gibi damar yapısını bozan biyolojik sebeplerin yer alması yatar. Bazen prostat hastalıkları, damarsal kaçak gibi penisin yapısı ya da diğer ürolojik nedenler de sertleşme bozukluğuna sebep olabilir. Psikolojik nedenle ortaya çıkan sertleşme bozukluğu daha erken yaşlarda ortaya çıkar, ani başlangıçlıdır, durumsaldır, sabah ya da gece sertliği devam eder. Psikojenik sertleşme bozukluğunun tedavisinde ilaçlar kullanılmaz cinsel terapi yapılır. Ancak sertleşme bozukluğu bir kaygı bozukluğu nedeniyle ortaya çıkmışsa kaygı bozukluğunu tedavi etmek amaçlı ilaçlar kullanılabilir. Bu durumlarda kaygı bozukluğu giderildiğinde sertleşme sorunu da düzelir. Organik nedenli sertleşme bozukluğunda sertleşmeyi arttıran ilaçlar kullanılabilir, organik kökenli olan sertleşme bozukluklarında da cinsel terapiler etkin bir şekilde ilaçla birlikte kullanılır. Vurgulanması gereken önemli bir nokta kullanılan ilaçların doktor kontrolünde ve doktorun reçetesi ile alınması gerektiğidir. İnternet aracılığı ile performans arttırıcı adı altında satılan ve bitkisel olduğu iddia edilen ilaçlar zararlı hatta ölümcül olabilir. Çünkü bu tür maddeler içine sertleşme bozukluğu tedavisinde kullanılan ilaçlar ve insan vücuduna zararlı olabilecek bir çok maddenin karıştırılması ile elde edilir. Bu yüzden bu maddelerden birine karşı aşırı duyarlılık tepkisi gelişebileceği gibi bazen de kişinin kullandığı diğer ilaçlarla etkileşime girebilir. Bu yüzden bu tür ilaçların hiç kullanılmaması gerekir

CİNSİYET

Biyolojik olarak kadın ya da erkek oluşumuzdur. Genetik olarak belirlenir ve hormonların doğum öncesi dönemdeki etkileri ile şekillenir.

CİNSEL KİMLİK

Kişinin kendisini sahip olduğu biyolojik bedeninden bağımsız olarak kadın ya da erkek olarak hissetmesi durumudur. Toplumda büyük çoğunluk kendisini biyolojik cinsiyeti ile aynı kimlikte hisseder. Ancak bazı bireyler ise cinsel kimliğini sahip olduğu biyolojik cinsiyetten farklı hissedebilir. Yani kadın bedenine sahip bir kişi kendisini erkek, erkek bedenine sahip bir kişi kendisini kadın olarak hissedebilir. Bu durumun tedavisi kişinin hissettiği cinsel kimlik yönünde ameliyat olmasıdır. Ancak bir kişi ameliyat olmadan önce psikiyatrist tarafından 2 yıl takip edilmeli, bu kişinin ameliyat olduktan sonra yeni kimliğine uyum sağlayabileceği konusunda emin olunmalıdır. Bu süreçte kişiler psikiyatrist, üroloji ya da kadın doğum hastalıkları uzmanı, plastik cerrahi ve endokrinoloji bölümü tarafından ortak takip edilir. Bu durum genelde çocukluk yaşlarında fark edilir. Çocukta karşı cinsin kıyafet ve oyuncaklarına, oyunlarına yönelme olur. Ergenliğe doğru cinsel organlardan ve biyolojik cinsiyete ait özelliklerden nefret etme ( adet görme, göğüslerin büyümesi ya da kılların, sakalların çıkması gibi ) başlar. Kendisini erkek olarak hisseden bir kız çocuğunda adet dönemleri ciddi krizler olarak yaşanabilir. Kız gibi ya da erkek gibi yetiştirme ile cinsel kimlik değişmez. Bu gibi durumda kişide yetiştiriliş tarzına göre kadınsı ya da erkeksi davranışlar görülebilir ancak cinsel kimlik değişmez. Bazen de karşı cinsin sahip olduğu ayrıcalıklar dolayısı ile karşı cinse özenme durumu olabilir, bu geçici ve cinsel kimlik bozukluğundan farklı bir durumdur.

CİNSEL YÖNELİM

Cinsel yönelim kişinin hangi cinsiyete cinsel çekim hissettiğidir. Aynı cinse, karşı cinse ya da her iki cinse karşı olabilir. Karşı cinse  olduğunda heteroseksüellikten, aynı cinse olduğunda eşcinsellikten, her iki cinse de cinsel çekim hissedildiğinde biseksüellikten bahsedilir. Günümüzde erkek eşcinseller için gey, kadın eşcinseller için ise lezbiyen kelimesi kullanılır. Son dönemlerde kadın eşcinseller de gey kelimesini tercih etmeye başlamışlardır. Eşcinsellik psikiyatri tanı kitaplarında bir bozukluk ya da hastalık olarak yer almaz. Sonradan kişinin ya da başka birisinin isteği ile tedavi edilemez, değiştirilemez. Kişi eşcinsel olduğunu fark edene kadar belli aşamalardan geçer. Bu bireylerde psikiyatriste başvuru sebebi genellikle aile çatışması, yaşadığı sosyal sorunlar, dışlanma sebebi ile olur. Bazen kişi kabul aşamasına geçene kadar olan süreçte zorluklar yaşayıp kaygı, depresyon ya da bu durumun değişmesi, bu durumdan kurtulmak isteme nedeni ile başvurabilir. Böyle bir durumda kişinin psikiyatrik hastalığını tedavi edilir ve durumla ilgili bilgilendirme yapılır. Bazen de aileler eşcinsel olduğunu düşündükleri bireyi tedavi ettirmek amaçlı başvurabilirler. O zaman da aileye bu durumun değiştirilemez olduğu ve yakınlarına nasıl destek olabilecekleri ve bu durumla başa çıkmak için neler yapılabileceği konusunda danışmanlık verilir.